Eğitime Verdiği Önem


ATATÜRK VE EĞİTİM
I.    Atatürk’ün Eğitime Bakışı

Cumhuriyet’in ilan edilmesinden sonra eğitim sorunları sadece Osmanlı dönemine ait olan sistem yanlışları ve devralınan model ile ilgili değildir. Fiziki ve maddi imkânlar açısından da eğitim ve öğretim kurumları yetersiz bir hâldedir. 1923-1924 eğitim-öğretim yılında Türkiye’nin nüfusu 11-12 milyondur. Bu nüfusun %10’u ve kadınların sadece %3’ü okuryazardır. Bu yıllarda Türkiye’de 4.894 ilkokul, 72 ortaokul, 23 lise, 64 meslek okulu, 9 fakülte ve yüksekokul olmak üzere toplam 5.062 öğretim kurumu vardır. Bu okullarda görevli olan öğretmen ve öğretim üyesi sayısı ise toplam 11.918’dir. İlkokullarda 341.941, ortaokullarda 5.905, liselerde 1.241, meslek okullarında 6.547ve yüksek öğretimde 2.914 olmak üzere 358.548 öğrenci vardır. O yıllarda eğitime bütçeden ayrılan pay düşük bir seviyededir. 1921’de 57.128.833 liralık genel bütçeden eğitime ayrılan miktar 390.412 lira olmuştur. 1923’te genel bütçe 105.929.911 lira olmasına karşın Maârif Vekâleti’nin 3.033.003 liralık ödeneği olmuştur. 
Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu sayısal verilerin dışında eğitimin niteliksel özellikleri de düşüktür. Savaşlarda kaybedilmiş olan öğretmenlerin yanı sıra mevcut eğitimcilerin mesleki formasyonu yetersizdir ve öğretim programları çağdaş bir anlayıştan yoksundur. Okul binalarının durumu ve ders araç-gereçlerinin eksikliği ve eğitimle alakadar olacak merkez ve taşra örgütünün idari teşkilatlanmasındaki sorunlar Türk eğitim sisteminin mevcut durumunu yansıtmaktadır.
Osmanlı Devletinin gerileyen eğitim sistemi karşısında bir an evvel harekete geçilmesi gerektiğini düşünen Mustafa Kemal Atatürk’ün daha öğrencilik yıllarında Türk eğitiminin durumuna dair bazı gözlem ve teşhisleri olmuştur. Onda, 1911’de Bingazi’de halkın bilgi seviyesini yükseltme fikri uyanmıştır. Birinci Dünya Savaşında Anafartalar’da bile Türk alfabesinin nasıl olması gerektiğini düşünmüştür. Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmasıyla birlikte yeniden şekillenen, Erzurum ve Sivas Kongreleri dönemlerinde devam eden eğitime dair düşünceleri, Ankara’ya gelişi ile TBMM çatısı altında tartışılmıştır. Atatürk, Cumhuriyet eğitiminin temel ilkelerini Sakarya Savaşlarına girmeden önce açıklamaya devam etmiş, bu geçiş devrinde onun direktifleri doğrultusunda bir dizi eğitim çalışması yapılmıştır. Daha Millî Mücadele devam ederken 15-21 Temmuz 1921 tarihinde Ankara’da toplanan I.Maârif Kongresi, Atatürk’ün eğitime ve öğretmenlere olan inancının en büyük delillerinden olmuştur. Anadolu’nun değişik yerlerinden gelen 220’den fazla kadın ve erkek eğitimcinin katıldığı bu kongrede alınan kararlarla Cumhuriyet sonrası eğitim reformlarının temelleri atılmıştır. Atatürk bu kongrede eğitimin hedeflerini şöyle açıklamıştır: “Asırların mahmul olduğu devrin bir ihmal-i idarenin bünyei devlette vücuda getirdiği yaraları tedavi için masruf olacak himmetlerin en büyüğünü hiç şüphesiz irfan yolunda ibraz etmemiz lazımdır.” 
Atatürk, Türk eğitiminin dayanacağı temel ilkeleri TBMM açış konuşmalarında, eğitimle ilgili kongrelerde, okul ve öğretmen kuruluşlarına olan ziyaretlerinde açıklamaya devam etmiştir. Eğitimi, Cumhuriyet rejiminin koruyucusu, kalkınmanın en önemli vasıtalarından biri ve yeni neslin teminatı olarak gören Atatürk 1922 yılında TBMM’nin açılışı sırasındaki konuşmasında şunları dile getirmiştir: “Efendiler! Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin istiklâline, kendi benliğine an’ânat-ı millîyesine düşman olan bütün anasırla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir. Beynelmilel vaziyeti cihana göre, böyle bir cidalin istilzam eylediği anasır-ı ruhiye ile mücehhez olmayan fertler ve bu mahiyette fertlerden mürekkep cemiyetlere hayat ve istiklal yoktur.”
Eğer Cumhurbaşkanı olmasam, Maârif Vekili olmak isterim” diyen Atatürk’ün eğitime dair teşhis ve önerilerinin dışında bizzat bir eğitim uygulayıcısı olduğu bilinen bir gerçektir. Türk eğitimini modernleştirmek ve böylece yeni bir Türk toplumu oluşturmak için, yeni Türk harflerine geçiş döneminde başöğretmenlik görevini üstlenmiş, Çankaya’yı Türk dili ve tarihi araştırmalarının merkezi yapmıştır. 31 Ocak 1928’de Atatürk’ün desteği ile kurulan Türk Maârif Cemiyeti (Türk Eğitim Derneği) vasıtasıyla üstün kabiliyetli ve çalışkan öğrencilerin yurtiçi ve yurtdışında eğitim alması amaçlanmıştır. Nitekim O, Millî Mücadele sonrası yapmak istediği en önemli işlerden birisini, “Eğitim adamı olarak millî irfanı yükseltmeye çalışmak en büyük emelimdir” diye belirtmiştir.
Atatürk’ün Cumhuriyet’in kurulmasıyla özellikle öğretmen ve öğrencilere yönelik bazı istekleri, öneri ve talimatları olmuştur: “Öğretmenler, yeninesli; Cumhuriyet’in fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti sizin beceriniz ve fedakârlığınızın derecesi ile orantılı olacaktır…”Atatürk’e göre, gelecek nesiller Türkiye’nin bağımsızlığına sahip çıkacak, Cumhuriyet’i koruyup yükseltecek şekilde eğitilmelidir. Eğitim millî, demokratik, çağdaş ve laik olmalı, akla ve bilime dayanmalı, işe yarar, üretici ve hayatta başarılı, ülke kalkınmasını hedefleyen, faziletli, fedakâr, disiplinli ve kendine güven duyan nesiller yetiştirmelidir. Eğitim kurumları bir teşkilatla yönetilmeli, eğitim programı günün gereksinimleri, çevre koşulları ve çağdaş ihtiyaçlar doğrultusunda pedagojik usul ve vasıtalarla olmalıdır. Eğitim ülküsü, Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine ve millî geleneklere düşman unsurlarla mücadele edecek nesiller yetiştirmelidir. Eğitim alamamış veya eğitim yaşını geçmiş vatandaşlara yönelik uygulamaların yanında, eğitimde cinsiyet ayrımı olmamalıdır.
Atatürk ilkeleri Türk Millî Eğitimi’nin temel prensiplerinin oluşmasına büyük katkı sağlamıştır. Atatürkçü felsefenin cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılâpçılık ilkeleri 1936 yılından itibaren okul programlarına da girerek eğitimde yapılan yenilikleri yönlendirmiştir. Nitekim Cumhuriyetçilik fikri eğitimde özgür düşünceyi ve özgür vicdanı engelleyen unsurları kaldırmıştır. Atatürk’ün milliyetçilik ilkesi ile Türk millî eğitimi millî bir nitelik kazanmıştır. Halkçılık, dilde yenileşmeyi, azınlık eğitiminden bütüncül bir eğitime geçişi ve eğitimde okulculuk anlayışı haricinde halk eğitimini gerçekleştirmiştir. Devletçilik ilkesiyle Türk eğitiminin ihtiyacı olan devlet işletmeleri kurulurken, buraların insan gücü ihtiyacı da devlet tarafından karşılanmıştır. Dinin yalnız devlet ve siyasetten değil bilim, sanat ve eğitimden ayrı tutulması laiklik ilkesiyle gerçekleşmiştir. İnkılâpçılık ise bütün ilkelerin teminatı ve hareket noktası olmuştur.


II. Eğitim Alanında Yapılan İnkılâplar
Atatürk döneminde eğitimdeki niteliksel ve niceliksel gelişmeler cumhuriyet öncesiyle boy ölçüşülemeyecek düzeyde gerçekleşmiştir. Eğitim ve öğretim faaliyetlerinin çağdaş bir düzeye erişmesi için pek çok inkılâp yapılmıştır. Bunların arasında eğitimdeki düzensizliğe son verecek Tevhid-i Tedrisat Kanunu ilk önemli aşamalardan biridir. 1923 yılından itibaren öğretimin birleştirilmesi konusunda yapılmaya başlanan tartışmalar, 1 Mart 1924’te Mustafa Kemal’in TBMM’yi açış konuşması sırasındaki beyanatı ile bir sonuç vermiştir. Böylece 2 Mart günü Cumhuriyet Halk Fırkası grubunda tartışılıp kabul edilen üç önemli yasa tasarısı 3 Mart’ta Meclise getirilerek kesinlik kazanmıştır. Halifeliğin kaldırılması ve Osmanlı hanedanının yurt dışına çıkarılmasına ilişkin birinci ve Şer’iyye ve Evkâf Vekâletinin kaldırılmasına yönelik ikinci yasa önerisini Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulü izlemiştir. 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu 6 Mart 1924’de yürürlüğe girmiştir. Bu kanun ile ülkedeki bütün eğitim ve öğretim kurumları; mahalle mektepleri, medreseler, idâdiler, sultâniler, yabancı dilde eğitim veren kolej ve azınlık okulları Maârif Vekâletine bağlanmıştır. Yasanın uygulanmasından sorumlu olan Maârif Vekili Vasıf Bey ise bir süre sonra adı geçen kanunda olmamasına rağmen medreselerin kapatılmasını sağlamıştır. Böylece eğitim ve öğretim birliği gerçek manada sağlanırken, eğitimdeki ikilik de ortadan kalkmıştır.17 Artık millî bir karakter alan Türk millî eğitiminde, yabancı okulların işleyişi de düzenlemiştir. MEB’e bağlanan bu okullara gönderilen genelge ile Türkçe, Tarih ve Coğrafya derslerinin Türkçe okutulması istenmiş ve din propagandası yasaklanmıştır. 2 Mart 1926’da Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun uygulanması için “Maârif Teşkilatı Hakkında Kanun” kabul edilmiştir. Bu kanun ile ilkokul parasız ve zorunlu hâle getirilirken, bir Dil Heyeti, Maârif Eminlikleri18 ve Millî Talim ve Terbiye Dairesi kurulmuştur. 
Eğitimin tüm halka eşit olarak verilebilmesi için gerçekleştirilen inkılâp hareketlerinden bir diğeri de Harf İnkılâbı’dır. Türk inkılâbının dayandığı millîleşmek ve çağdaş uygarlık düzeyine çıkmak düşüncesinin ürünü olan ve Cumhuriyet’in en köklü atılımlarından olan dil meselesinin çözümü amacıyla atılan ilk adım 28 Mayıs 1928’de sadece alfabeyle ilgilenecek ilk Dil Encümeni’nin kurulması olmuştur. Arap alfabesinin yerine Türk alfabesinin kullanılması kararı bir sonraki aşama olmuştur. Aslında Atatürk bunu çok daha önceden düşünmüştür. Erzurum Kongresi’nde Mazhar Müfid Kansu’ya söylediği hususlardan birisi de Türk harflerinin kabulüdür. Yine 1923’te İzmir İktisat Kongresinde Türk harflerinin kabulü için bir önerge verilmiştir. Yeni harflere yönelik çalışmalar Cumhuriyet’in ilanından sonra kamuoyunda uzun süre tartışılmış olmakla birlikte, 1927’den itibaren resmiyet kazanmıştır. Böylece Atatürk, 8/9 Ağustos 1928’de Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Sarayburnu Parkı’nda tertip ettiği toplantıda Harf İnkılâbının başladığını açıklamıştır. Kasım 1928 tarihli “Türk Harfleri Hakkındaki Kanun’un yürürlüğe girmesiyle, 1928 yılı Aralık ayından itibaren, resmî ve özel bütün Türkçe gazeteler ve dergiler yeni Türk harfleriyle çıkmaya başlamıştır. Yeni kanun, 1 Ocak 1929’dan itibaren devlet yazışmalarının da bu harflerle yapılmasını sağlamıştır. Ayrıca 1 Ocak 1929 tarihinde Millet Mektepleri açılmıştır. Halka önce okuma-yazma öğretme amacı güden bu mektepler ilerleyen dönemlerde yaşamak için lazım Millet Mekteplerinin vazifelerini icra edebilmeleri için Cumhuriyet Halk Fırkası teşkilatlarının da gayretleri görülmüştür. gelen diğer bilgileri de öğretme amacı gütmüştür. Bu sırada Türk Ocakları, Halkevleri ve Halkodaları da okuma yazma kursları düzenlemiştir. Tevhid-i Tedrisat, Türk harflerinin kabulü ve Millet Mekteplerinden sonraki aşama temelinde yine millî vasıflar taşıyan tarih ve dil çalışmaları olmuştur. Millî tarih çalışmalarına önem veren Atatürk,26 ileri sürdüğü Türk Tarih Tezi ile Anadolu Türklüğünün tarihî gerçekler ışığında incelenmesini önermiştir.
Eğitimin bir başka gelişmesi ise yükseköğretimde gerçekleşmiştir. Bu amaçla 1925’te Ankara’da Hukuk Mektebi’nin açılışını, 1926’da GaziEğitim Enstitüsü’nün, 1930’da Yüksek Ziraat Okulu’nun ve 1933’de Osmanlı döneminde ismi Darü’l-fünûn olan İstanbul Üniversitesi’nin açılışı takip etmiştir. 1934’te Ankara Millî Musiki ve Temsil Akademisi açılırken, 1935’te İstanbul’da bulunan Mülkiye Mektebinin adı Siyasal Bilgiler okullarına çevrilerek Ankara’ya taşınmıştır. Atatürk’ün öncülüğünde 1933’ten itibaren yapılan üniversite reformu, 9 Ocak 1936’da Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin açılışı ile devam etmiştir.
Üniversite reformu sayesinde yabancı uzman ve öğretim üyelerinin çeşitli fakültelerde ders vermeleri sağlanmıştır. Ayrıca eğitim ve kültür reformunu tamamlayacak şekilde John Dewey, Kühne, Omer Buyse, Albert Malche, Beryl Parker gibi uzmanların ve Amerikan Heyetlerinin görüşlerine müracaat edilmiştir. Bunlardan ilk olarak John Dewey iki ayrı rapor hazırlamıştır. Birinci rapor bir memorandum niteliğinde olup daha çok millî eğitim bütçesi ve harcama sahaları üzerinedir. İkinci rapor ise çok daha kapsamlıdır. Rapor kurulacak olan Türk millî eğitim sisteminin ve millî eğitim yönetim sisteminin nasıl olması gerektiğine dair önerileri kapsamaktadır.
III. İlk, Orta ve Yükseköğretimdeki Niceliksel Gelişmeler
Millî Mücadele ile fiilî olarak başlayan eğitim mücadelesi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümüne kadar devam etmiştir. Böylece on beş yıllık bu dönemde eğitim alanında önemli adımlar atılmıştır. Bu adımların sayısal göstergeleri kademe kademe şöyledir: 1923-1938 arasında Türkiye nüfusu %38 oranında artarken, ilköğretimdeki öğretmen sayısı da %154’lik bir artış göstermiştir. Özellikle kadın öğretmen sayısındaki %352’lik artış ile kız öğrencilerdeki %323’lük ortaokullardaki öğrencilerde %1.255 ve liselerdeki öğrenci sayısındaki %1.692’lik artış dikkat çekici olmuştur. Diğer taraftan yeni açılan ilkokul sayısı %137, ortaokul sayısı %194 ve lise sayısı %296’lık bir artış göstermiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında yüksek öğretimde hiçbir kadın öğretim üyesi olmamasına rağmen, 1938 yılında üniversitelerde 99 kadın öğretim üyesi bulunmaktadır. Ayrıca %189’luk bir artış gösteren bu kurumlardaki öğrenci sayısı da %328 artmıştır.
1923-1924 ders yılında 72 olan ortaokul sayısı 1937-1938 senesinde %194’lük bir artışla 140’a çıkmıştır. Aynı dönemlerin ortaokul öğretmenlerinin sayısı da 796’dan 2.840’a çıkarak %357’lik bir artış göstermiştir. Ayrıca 1923-1924 ders yılında 5.905 olan öğrenci sayısı da %1.255’lik büyük bir artış göstererek 74.107’yi bulmuştur. 1923-1924 senesinden 1937-1938 ders yılına gelindiğinde 23 olan lise sayısı %196’lık bir artış ile 68’e, 513 olan lise öğretmenleri sayısı %227’lik bir artış ile 1.164’e ve 1.241 olan lise öğrencisi sayısı %1.692’lik bir artış ile 21.000’e yükselmiştir.

1923-1924’ten 1937-1938 ders yılına kadar geçen sürede üniversite ve yüksekokul ile buraların öğretmen ve öğrenci sayılarında önemli artış olmuştur. Nitekim Cumhuriyet’in ilanında 9 olan bu okulların sayısı 1938’e gelindiğinde 17’ye çıkmıştır. Atatürk’ün üniversitelere ve üniversitelerin öğretim kadrosunun iyileştirilmesine yönelik çalışmaları kendisini göstermiştir. Böylece 1938’e gelindiğinde üniversite ve yüksekokul sayısındaki %189’luk artışı, %272 oranında öğretmen ve %328 oranında öğrenci artışı izlemiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’deki okullaşma sorunundan başka eğitimin finansmanı da önemli bir sorun olmuştur. Öyle ki, savaş yıllarında eğitime tahsis edilen para, genel bütçenin sadece %6’sı kadardır. Bu yıllarda yeni okullar açılamadığı gibi ekonomik ve sosyal vaziyet dolayısıyla mevcut okullar da kapatılmak zorunda kalınmıştır. 1923 yılında 3.033.003 lira, 1930 yılında 9.710.297 lira olan maârif bütçesi 1938 yılına gelindiğinde 16.474.085 lira olmuştur.46 Tablo 9’da görüldüğü gibi, 1927-1928 ders yılında maârif için yapılan harcama ise toplam 20.298.302 lira iken bu miktar 1936-1937 senesinde %122 oranında bir artış ile 24.819.165 liraya çıkmıştır.
Cumhuriyet’le birlikte millî, laik ve demokratik bir eğitim yapılanması kurulmuştur. Atatürk’ün eğitime dair görüşleri çerçevesinde gerçekleşen eğitim hamleleri toplumun temel ihtiyaçlarını gidermiştir. Aynı zamanda modern, yaygın, disiplinli, parasız, karma ve çağdaş olan eğitim ilkeleri sayesinde, eğitimin nicelik ve nitelik yönünden gelişmesi sağlanmıştır.